🌿 Bedende Sıkışan Duyguyu Serbest Bırakma Egzersizi
(Uygulama süresi: 10-15 dakika)
🔸 Hazırlık: Sessiz bir yerde otur veya ayakta dur. Gözlerini kapat ya da sabit bir noktaya bak. Birkaç derin nefes al… Burnundan al, ağzından ver.
🔸 1. Bedensel Taramayla Duyguyu Yerleştir “Şu anda bedeninde bir duygu varsa, nerede hissediyorsun?” Belki göğsünde bir baskı, midende bir sıkışma, boğazında bir düğüm… Parmakla gösterilecek kadar net olsun. (Göğüs, mide, ense, çene gibi.) 🌀 “O duyguya doğru nefes al. Nefesin o bölgeye aktığını hayal et. Sadece fark et, değiştirmeye çalışma.” 🔸 2. Duyguya Şekil, Renk ve Hareket Ver Ona bir renk ver: Kırmızı mı, gri mi, bulanık mı? Bir şekli var mı? (Keskin, kıvrımlı, dumanlı…) Hareket ediyor mu? Dönüyor mu, büyüyor mu? Bu adımda bedenle yaratıcı bağ kurulur. 🔸 3. O Duyguya Bir Ses veya Nefes Ver Sessizce ya da fısıltıyla o duygu nasıl bir ses çıkarırdı? Örneğin: “Ahhh”, “ıııı”, “ufff”, “hıııı” gibi bir titreşimle dışavur. Bedenini sıkmadan, sadece sesin kendiliğinden çıkmasına izin ver. 🔸 4. Bedeni Hareket Ettirerek Duyguyu İfade Et O duygu bedenini nasıl hareket ettirmek ister? Omzunu silk, kollarını serbestçe salla, gövdeni hafifçe sağa sola çevir. Ayakta isen ayaklarını yere vurabilirsin. Elinle o sıkışan bölgeyi itermiş gibi yapabilirsin. 🌀 “Bu his içinden dışarıya doğru akıyor gibi hayal et.” 🔸 5. Serbest Bırakma Anı: Duyguya Veda Gözünde bu duygunun rüzgârla ya da bir ışıkla bedeninden çıktığını canlandır. Şu cümlelerle süreci tamamla: “Seni fark ettim, dinledim. Artık gitmene izin veriyorum.” “Bedenim, artık bu duyguyu taşımak zorunda değil.” 🔸 6. Kapanış 3 kez derin nefes al ve omuzlarını silk. Ellerinle göğsüne, karnına ya da kalbine dokunarak bedene şükran göster. Sessizce birkaç dakika kal. ✨ Dilersen… Bu çalışmayı bir dans, yavaş bir yürüyüş, su ile temas veya resim gibi dışavurumcu bir ifadeyle tamamlayabilirsin. Özellikle duyguyu bastırmaya alışmış biri için bu egzersiz, kontrollü bir “serbest bırakma töreni” gibi çalışır.
Çocuğumu Nasıl Sakinleştiririm?
Hassas çocuklara nasıl destek olabiliriz?
Eğer çocuğunuzla ilişkinizde; ”Kimsenin çocuğunun öfkesi benimki kadar büyük olmuyor.” ”Kriz durumlarında duygusunu dile getiriyorum, ihtiyaçlarını fark etmeye çalışıyorum ama öfkesi daha çok büyüyor” ”Onu yatıştırmaya çalışıyorum ama ne yapsam olmuyor” ”Çok hızlı yükseliyor, fazla tepkisel davranıyor” ”Zorlu duygulara girince onu rahatlatmak için yaklaşmak istiyorum ama ona ulaşamıyorum” ”Öfke nöbetleri çok daha uzun sürüyor” Tüm bunlar sizi zorluyorsa, çocuğunuzla ilişkinizde yanlış bir şey yapmıyorsunuz. Çocuğunuzda ya da sizde herhangi bir sorun yok, Sadece derinden hisseden ya da hassas çocuklar daha farklı bir yaklaşıma ihtiyaç duyarlar. Çocuklar duygularını düzenlemeyi, düzensizleşerek yani zorlu anlardan geçerek öğrenirler. Düzensizlik düzenlemeyi öğrenmenin bir yoludur. Kendimize şu ifadeleri sık sık hatırlatmalıyız: “Zorlu bir öfke nöbeti, çocuğumun kendi duygularını düzenlemeyi öğrenmesi, bu beceriyi ona kazandırmak için bir fırsat. Bu zorlu an bir düşman değil. Şu an bir başarısızlık anı da değil. Şu an onunla birlikte olup duygularını düzenlemesi için bir fırsat.” Çocuklarımız düzensizleştiklerinde, zorlu duygularıyla yüzleşmek için en çok ihtiyaç duydukları bizim sakinliğimizi özümsemektir. İçlerinde kopan fırtınayı dindirebilecek temel araç budur. Duygu düzenleme, zorlu duygularla olabilme ve kalabilme becerimizdir. Düzenleme, bizim bir duygudan ne kadar hızlı kurtulduğumuz değil, onlarla ne kadar kalabileceğimizle ilişkilidir. Yoğun duygularla kalmak, bu duygulara katlanmak zordur. Tüm çabamız her şeyin o an kendi kendine çözülmesi isteği olabilir. Ancak maalesef çoğu zaman bu mümkün değildir. Böyle zorlu anlarda amacımız duyguları değiştirmek ya da çözümler sunmak değildir. Duygu düzenleme esnasında ihtiyacımız bu zorlu duygularla kalabilmektir.
“Mükemmel Ebeveynlik” Yoktur
“Yeterince İyi Ebeveynlik” Vardır
Ebeveynlerin çoğu, ebeveynliğe tam hazır haldeyken ebeveyn olmazlar. Bunu “yaşayarak” öğreniriz ve bu gerçekte de, ebeveynliğin değer vermeyi öğrendiğimiz bir başka yönüdür. Çocuğunuzu kendi sınırlarınıza göre şekillendirmeye çalışıp bu “yolculuk”tan mahrum kalmayın; çocuklarınızla birlikte yaşamak size o sınırları aşma fırsatı verir ve böylece daha sevgi dolu olursunuz. Birçok aile, “kusursuz” olma baskısını üstünde hisseder. Üstelik rekabete dayalı bir dünyada insan, başkalarınca yargılandığını ve diğerleriyle kıyaslandığını her zamankinden fazla hisseder. Yine de her ne kadar kulağa tutarsız gelse de, iyi bir ebeveyn olmanın yolu mükemmelliği bir kenara bırakmaktan geçer. “Yeterince iyi” ebeveynlik hepimizin iyi günleri kadar kötü günleri de olduğunu da kabul eder ve yaptığımız hatalar üzerine kafa patlatmaktansa onları bağışlamamız gerektiğini söyler.
🌪️ Somut İşlemler Dönemindeki Çocuklar (3-8 Yaş) Neden İnatlaşır?
4-5 yaş, özerklik kazanımının ön planda olduğu bir dönemdir. “Hayır”, “istemiyorum”, “ben yapacağım” gibi ifadelerle kontrolü elinde tutmak ister.
1. Bağımsızlık Mücadelesi: 4-5 yaş, özerklik kazanımının ön planda olduğu bir dönemdir. “Hayır”, “istemiyorum”, “ben yapacağım” gibi ifadelerle kontrolü elinde tutmak ister. Bu, gelişimsel olarak normaldir. 2. Kıskançlık ve Duygusal Zorluklar: Kardeşin doğumu sonrası çocuk, sevgi, ilgi ve güven alanlarında tehdit algılar. Bu da davranışsal tepkilerle (inat, öfke, bebeksi davranışlar) kendini gösterir. 3. Görünür Olma Çabası: Ebeveynin ilgisi kardeşe yönelince çocuk bazen “negatif dikkat” çekerek varlığını göstermeye çalışır: “Beni fark et!” 4. Sınır Testi: Kuralların ne kadar esnetilebileceğini, kimde ne kadar etki yaratabildiğini sınar. Özellikle tutarsız sınır varsa inat artar. 👣 Ne Yapılmalı? 1. İnatlaşmayı Güç Savaşına Çevirmeyin Her inatlaşmaya girilmez. Bazı durumları es geçin. İlla “haklı çıkma” değil, “ilişkiyi koruma” odaklı olun. 2. Seçim Hakkı Verin (Kontrol Alanı Sağlayın) “Bu sabah mavi pantolonu mu giymek istersin yoksa yeşil olanı mı?” Böylece hem bağımsızlık ihtiyacı karşılanır hem çatışma azalır. 3. Duygularını Görün ve İsimlendirin “Kardeşin doğduğundan beri zorlanıyor olabilirsin, bazen üzülüyor bazen de sinirleniyor olabilirsin. Bu çok normal.” Duygusu anlaşılan çocuk daha az direnç gösterir. 4. İlişkiyi Onarın ve Bağ Kurun Günde 15-20 dakika sadece onunla kaliteli zaman geçirin. “Senin zamanın” deyin. Bu özel zaman, çocuğun “ben hâlâ değerliyim” duygusunu pekiştirir. 5. Kararlı ve Sakin Sınırlar “Yemeği masada yiyoruz, sandalyede oturmadan yemek yok.” Bağırmadan, tehdit etmeden ama net olun. 6. Sanat ve Oyunla Duygu İfadesi Kuklalarla “ablası olan bir ayıcık” oyunu oynayarak kardeşle ilgili duygularını dışavurmasına alan açabilirsiniz. “Öfkeli canavar” resmi çizdirip neye kızdığını konuşturabilirsiniz.
Sevgi Haritası Egzersizi
Partnerinizle birbirinizin iç dünyasını daha iyi anlamak için bu soruları yanıtlayın. Ardından karşılıklı olarak paylaşın.
Bölüm 1: Günlük Hayat ve Duygusal Düzen • Partnerinizin şu sıralar hayatında en fazla stres yaratan şey nedir? • Bir gününün nasıl geçtiğini ortalama olarak biliyor musunuz? • Partnerinizin keyif aldığı üç küçük şey nedir? • Partnerinizin sinirlendiğinde ya da içine kapandığında bunu nasıl anlarsınız? Bölüm 2: Sevgi Dili ve Duygusal İhtiyaçlar • Partneriniz kendini en çok nasıl sevildiğini hisseder? a) Fiziksel temas b) Güzel sözler c) Hediye almak d) Kaliteli zaman e) Yardım edilmek • Ona sevgiyi hangi davranışlarla daha sık gösteriyorsunuz? • Partnerinizin geçmişten getirdiği hassasiyet alanları nelerdir? • Cinselliğin onun için ne anlam ifade ettiğini biliyor musunuz? Bölüm 3: Bağ Kurma ve Güçlü Anılar • Birlikte yaşadığınız en anlamlı üç anı nedir? • Partnerinizin size karşı en destekleyici olduğu anları hatırlıyor musunuz? • Hangi anlarda partnerinize daha çok bağlandığınızı hissettiniz? Uygulama Sonrası Paylaşım Terapist kolaylaştırıcı olarak şunları sorabilir: “Bunu duyduğunda ne hissettin?” “Partnerinin seni bu kadar gözlemlemiş olması sana ne hissettirdi?” “Bu bilgi senin partnerinle bağını nasıl etkiliyor?” Yumuşak Başlatıcı Cümle Örnekleri “Biliyorum bu konuda konuşmak kolay değil ama içimde bir şeyleri paylaşma ihtiyacı hissediyorum…” “Sana söyleyeceklerim seni suçlamak için değil, sadece duygularımı daha iyi anlatabilmek için…” “Son zamanlarda aramızda bir uzaklık hissediyorum ve bunu seninle birlikte çözmek istiyorum.” “Kendimi zaman zaman yetersiz ya da geri planda hissediyorum, acaba bunu birlikte anlamaya çalışabilir miyiz?” “Sana olan sevgimden dolayı bu konuşmayı yapıyorum, çünkü sana yakın olmak istiyorum.”
📶 Wi-Fi ve Bağlanma Sorunu
Bağlanma tarzınız ilişkilerinizi nasıl şekillendiriyor?
Kaygılı Bağlanma: Kaygılı bağlananlar, sanki Wi-Fi kopacakmış gibi sürekli “Bağlandım mı, bağlanmadım mı?” diye endişe eder. Partnerlerinden sürekli sinyal bekler: “Neden mesajıma 3 dakika içinde cevap vermedin?!” Kaçınmacı Bağlanma: Bunlar ise, Wi-Fi şifresini bilmesine rağmen bağlanmaktan kaçınanlar! “İlişki mi? Çok işim var, bir ara bakarız…” diyerek duygusal yakınlıktan uzak dururlar. Dağınık/Düzensiz Bağlanma: Bu grup, “Wi-Fi bir çekiyor bir çekmiyor” durumu gibidir. Yaklaşmak isterler ama aynı zamanda korkarlar. Kendi duygularını çözmekte zorlanabilirler. Peki, bağlanma türünüzü değiştirmek mümkün mü? Kesinlikle! Bağlanma tarzımız çocuklukta şekillense de yetişkinlikte bunu yeniden düzenlemek mümkün. Terapiler, sağlıklı ilişkiler ve kendini tanıma süreciyle “Wi-Fi bağlantınızın hızını” artırabilirsiniz. Unutmayın, bağlanma kuramı bize şunu gösteriyor: Hepimiz birine bağlanmaya ihtiyaç duyarız. Ama önce kendi modemimizi sağlam tutmamız lazım!
🎬 Adel Danışmanlık – Video
Daha fazlası için YouTube kanalımızı takip edebilirsiniz.
🎬 Adel Danışmanlık – Video
Daha fazlası için YouTube kanalımızı takip edebilirsiniz.